Boyabat


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Makale
* Arşiv

Kategoriler

<%Kategorilerim%>

Arkadaşlarım


Çam kokulu şehir: Boyabat

Bu yazı www.boyabatgazetesi.com dan iktibas edilmiştir.

Çam kokulu şehir: Boyabat

Arife günü öğle vakti telefonum çaldı. Arayan Amasyalı bir arkadaşımdı.

Şu an nerdeyim biliyor musun ağabey dedi. Nerden bileyim nerede olduğunu, bana söylemedin ki dedim. 

İnanamayacaksın belki, Boyabat'tayım dedi.

Bir an şaka yapıyor sandım. Hadi sende der gibi pek oralı olmadım, ama şaşırmadım desem yalan olur.

Bir gün önce benimle beraberdi ve memlekete gideceğinden hiç bahsetmemişti.   Gerçekten inanamamıştım Boyabat'a gittiğine.

Şaşkınlığımı ve tereddütlü halimi gidermek için olmalı, bulunduğu yerin koordinatlarını vermeye başladı hemen. Sağımda hükümet konağı, solumda …

Verdiği bilgilerden Boyabat'ta olduğuna kanaat getirdim…

Nasıl beğendin mi? diye sordum.

Beğenmem mi Ağabey. Çok güzel… Burası harika bir şehir. Yalnız, Boyabat'ı anlatırken bir şeyi hep atlamışsın dedi.

Neymiş o dedim.

Boyabat'ın çam kokulu bir şehir olduğunu… dedi.

Camilerinin gül kokulu olduğunu bilirdim de, Boyabat'ın çam kokulu bir şehir olduğu o ana kadar aklıma gelmedi nedense.

Ağabey, bu şehrin her tarafı çam ağaçlarıyla dolu. Her yer yem yeşil. Mis gibi çam kokuyor… dedi.

Önümüzdeki yıl yaz tatilimi burada geçirebilirim dedi.

Memnuniyet duyarız dedim.

Birbirimizle telefonda bayramlaşarak ayrıldık.

O arabasıyla Boyabat'tan uzaklaşırken, bedenim İstanbul'da olsa da ruhum Boyabat'ta kaldı. Kopmak istemedi bir türlü oradan.

Kurban Bayramında Boyabat'ta bulunmayı çok isterdim.

Beyazıt camiinde bayram namazı için hazır bulunmak insana bambaşka bir haz veriyor. Keza, sabahın erken saatlerinde, alaca karanlıkta çamlıca mahallesinden büyük camiye kadar yol boyunca yürümek de.

İnsan, gülsuyu kokularına çam kokularının karıştığı bir ortamda bayram namazı kılarken dalıp gidiyor  bir yerlere. Bunu ancak o duyguyu yaşayanlar anlayabilir.       

Camide müezzin efendinin eşliğinde cemaatin hep beraber coşkuyla söylediği Allahü Ekber, Allahü Ekber nidaları yükselir, yükselir,  Kâbe’deki hacıların tekbir sesleriyle bütünleşir, bir olur arşa çıkar.

Camide gözler bazen kürsüde İsmet hocayı, hutbede Haşim hafızı arar. Kulaklar aşina olunan sese dikkat kesilir. Döner arada bir arkaya bakar. Osman hafızın sesini duymak ister.

Demli bir çay eşliğinde bayram namazı çıkışında sevdiklerini bekleyen insanlar görülür çay ocaklarında.

Bayram kutlamaları camii avlusunda oluşturulmuş uzun sıralarda musafahalaşılarak yapılır. Kutlu, mübarek olsun, tebrik ederim cümleleriyle son bulur.

İbadet, saygı, sevgi, kardeşlik, bereket… Unutulmaya yüz tutmuş muhabbet, sohbet… Birbirleriyle kucaklaşma, sımsıkı sarılma…. Gök kubbenin altında.  

Bir bayram namazını daha Boyabat camilerinden uzakta eda ettik…

Büyükşehirlerde göremediğimiz bu güzellikleri bu bayram da tadamayan bir kişi olarak ne kadar bizarım anlatamam.


Tarih: 01:51, 9/12/2008 Kategori: Makale
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Yarınlardan kaygı duymayalım…

Bu yazı www.boyabatgazetesi.com dan iktibas edilmiştir.

Yarınlardan kaygı duymayalım…

Türkiye bu yılın ikinci dokuz günlük tatiline 05 Aralık 2008 Cuma günü (bugün) akşam saatlerinde girdi.

Ülkemizin her bir yanında bugünden itibaren kurban bayramı havası esmeye başladı. Herkeste bir telaş var ki sormayın, gitsin. Bir oyana bir buyana koşuşturup duruyorlar. Acele edecek ne var; anlamak güç.

Bu yazımda Prof. Dr. Osman Özsoy'un kaleme aldığı bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Daha önce okuyanlara tekrar etmiş gibi olacağız, ama bu vesileyle hatırlatmış olacağız. Lise'de okuyorken Malatyalı bir öğretmenimiz vardı. Allah selamet versin.  Her dersin başlangıcında "Tekrar etmek yüz seksen kere dahi olsa güzeldir.  Biriniz tahtaya kalksın da bir önceki dersi tekrar ediversin. Neler öğrenmişiz. Bir hatırlayalım." derdi.  Dersi tekrar ettirmeden yeni bir derse başlamazdı. Ne kadar faydalı bir öğretme şekli olduğunu sonraları anladık. Burada faydalı olabilirsek mutluluk duyarız.

Anlatacaklarımızı ilk kez okuyanlar umarım hayat felsefelerini sorgulama fırsatı bulurlar.

Özsoy yazısında: "Niyetimiz, bayram vesilesiyle eş-dostla geçireceğimiz zamanların tadını doyasıya çıkarmak ve yaşanan her anı en güzel şekilde değerlendirmeye katkıda bulunmaktır." diyor ve devam ediyor.

Eflatun'a iki soru sormuşlar…

Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?

Eflatun tek tek sıralamış:

— Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler… Ne var ki çocukluklarını özlerler.

— Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler… Ama sağlıklarını geri almak için para öderler.

— Yarından endişe ederken bu günü unuturlar… Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar.

— Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar… Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.

Sıra gelmiş ikinci soruya;

"Peki, sen ne öneriyorsun?"

Eflatun yine sıralamış:

— Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın… Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.

Sonu yok bu işin…

İşadamı Sakıp Sabancı vefat etmeden önce kendisini yoğun bakımda en son görenlerden biriydim. Makineye bağlı yaşamını sürdürüyordu ama geri dönüşü olmayan yolculuk başlamıştı. Tıbben durumu umutsuzdu. Henüz yaşam ünitesi ile bağı kesilmemişti ama hastanenin üst katlarında yakınları cenaze programının ayrıntılarını belirlemişti.

O an bir kez daha düşündüm paranın satın alamayacağı şeyleri… Asıl zenginliğin ne olduğunu… Ömür denilen hayat takviminin ne kadar kısa olduğunu…

Geçtiğimiz günlerde Liberal Demokrat Parti'nin Eski Genel Başkanı, renkli siyasetçi ve işadamı Besim Tibuk'u izledim Siyaset Meydanı'nda… Ayağında spor ayakkabısıyla gelmişti yayına. Özetle, yaşı 70'i geçmiş Karun kadar zengin işadamı dostları olduğunu, ilerleyen yaşlarına rağmen 5–10 sene sonra üretime geçecek yatırımlarla uğraştıklarını söyledi. Ben bıraktım bu işleri, kalan ömrümün tadını çıkarmaya çalışıyorum dedi.
Hayatın asıl amacının ne olduğu ve insanın neden yaratıldığı bağlamında bu sözleri elbette sorgulayabilirsiniz. Ama bilinen bir gerçek var ki, kısa süren insan yaşamının sonunda bir ölüm realitesi bekliyor herkesi.

…Ve yaşamı, bir gün ölecekmiş gibi kurgulamak ve her bayramın son bayram olabileceğini de unutmamak gerekiyor.

Eflatun'un da söylediği gibi, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken, hiç yaşamamış gibi ölmemek gerekiyor. Eşeğin ölünce semer, insan ölünce eser bıraktığı düşüncesinden hareketle, yaşamda bir iz, şu kubbede hoş bir seda bırakmak gerekiyor.

Gerçek zenginlik neymiş biliyor musunuz? Çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymakmış.

Dostlarınızı ihmal etmeyiniz. Bayramları bireysel ve toplumsal açıdan terapik bir iklime çevirme fırsatını kaçırmayınız.

Her bakış son bakış, her görüşme belki de son görüşmedir.

Tüm Boyabatlı hemşerilerimin ve siz kıymetli okurlarımın Kurban Bayramını en içten duygularla tebrik ediyor; güzellik, birlik, beraberlik dolu, her zaman bir öncekinden daha güzel ve mutlu günlerin tüm insanlarla beraber olmasını Allah'tan diliyorum.

Ertuğrul MEHMED
emehmed@gmail.com
ermehmed@mynet.com


Tarih: 09:53, 8/12/2008 Kategori: Makale
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Sen İsmail Olmazsan...

Bu yazı www.boyabatgazetesi.com setisinden iktibas edilmiştir.

Sen İsmail Olmazsan...
 
            Bu yılın hacı adayları eş-dost, hısım-akraba derken tüm yakınları ve çevresiyle helalleşmeye devam ediyor. Yüz bine varan kişi hacı olmak için Kâbe'nin yoluna düştü. Kimi kutsal topraklarda, kimi de yol hazırlığında. Hac farizasını disiplinli bir şekilde ifa etmeye çalışıyorlar.
            Ülkemizde dört gün sürecek kurban bayramı 08 Aralık 2008 Pazartesi günü başlayacak.
            Bayramın dördüncü günü ile hafta sonu tatil günleri arasında kalan Cuma gününün Hükümet tarafından İdari tatil ilan edilmesiyle, dokuz günlük uzun tatil süreci bu yıl ikinci kez başlamış olacak.
            Şehirlerarası otobüslerde yer ayırtma işlemi çoktan başlamış. Talep fazlalığından otobüs yazıhane yetkilileri yer yok demeye başlamışlar. Yolcuların bir kısmı kurban bayramı için memleketine, bir kısmı da tatil için turizm beldelerine gidecekmiş. Bolu Dağı'na yağan kar, kış turizmini sevenleri buralara yöneltmiş. Acente sahipleri karın çok olduğu bölgelerin revaçta olduğunu söylüyorlarmış.
            Kurban nedir? Bilir misiniz?
            Kurban: Allah'a manen yaklaşmak için ibadet niyetiyle hususi bir vakitte kesilen hayvana denilmektedir.
            Kurban, insanlık tarihiyle başlamış, bugüne kadar kesintisiz süregelmiştir.
            Tarih boyunca Müslümanlar başta olmak üzere çeşitli milletlerde ibadet olarak uygulanmıştır. İnsanoğlu var olduğundan beri kurban kesilmektedir.
            Tarih ve Sosyoloji kitaplarında ilahi ve batıl dinlerin hemen hemen hepsinde kurban kesildiğini görürüz. İlk kurban, Hz. Âdem'in oğulları Habil ile Kabil tarafından kesilmiş ve Allah'a sunulmuştur.
            İslamiyet'te kurban temel inançların başında gelir. Bizi Hz. İbrahim'in itaatine, Hz. İsmail'in teslimiyetine, Hz. Hacer'in sabır ve tevekkülüne ulaştırır. Allah'a sığınarak sıkıntılarımıza çözüm bulma yollarını gösterir.
            Onun için bayramlar her yıl bizlere farklı bir heyecan katar. Dünya görüşümüzü zenginleştirir. Yaşantımızı renklendirir. Adeta hayatımızı değiştirir.
            Bayramı bu kadar özel kılan şey ne olabilir? Hiç düşündünüz mü?
            Biz kendi memleketimizde olduğumuzdan bu özel günleri heyecanla bekler, doyasıya yaşarız.
            Metropollerde yaşayan gurbetçilerimizin içini ise buruk bir sevinç kaplar. Yüreği pır pır eder. Yanmakla, sönmek arasında gider gelir...
            Gurbetteki insanın bayram sabahı aile büyüğünü arayıp bayramını kutlaması bir heyecan, onun bayram gününde ailesiyle beraber olamaması başka bir hüzün oluşturur yüreklerde. Kalpler durur gibi olur zaman zaman. Nefesler tıkanır. Sözler ağızda düğümlenir. Yutkunmak zorlaşır. Hıçkırıklar öksürüklere dönüşüverir bir anda. 
            Demem o ki, gurbette de olsak, biz, özel günlerimizi tek yürek heyecanla yaşarız.
            Yaşımız ilerledikçe bayramların eskisi gibi olmadığını düşünürüz. Aslında eskiyen bayramlarımız değildir. Ufalanarak yok olmaya yüz tutmuş hayat felsefemizdir. Törpülenmiş köşeli fikirlerimizdir.
            Senede iki kez tekrarlansa da, eski adetlerimizi yapmadığımız içindir eskide kalmış bayramlarımız.
            Kaç kişi bayramlarda dargınlarla barışıyor? Barışmak için ilk adımı atan kişi olmak istiyor? Yoksa boş verip karşıdaki kişinin ayağına gelmesini mi bekliyor.
            Bu tür hareketler basit görülebilir. İlk adımı atanın puanı alacağını unutursanız, ileride bayramların özelliğini yitirdiğini düşünmeye başlarsınız.
            İşte o zaman nerde eski bayramlar demeye başlarız.
            Unutulmamalıdır ki; bayramı bayram yapan İsmailler, İbrahimler ve Hacer'lerdir.
            Gerçek bayramı yaşamak istiyorsak: En azından ya İsmail olacağız, ya da İbrahim.
            Sen İsmail olmazsan, başkalarının İbrahim olmasını bekleyemezsin. 
 
Bir Özür:
30 Kasım 2008 tarihinde (Bugün) İstanbul Bağcılar'da yapılacak Boyabat İHL'liler toplantasına rahatsızlığım dolayısıyla katılamayacağım. Tertip heyetinin çalışmalarını başarılı kılmasını Allah'tan diler. Özrümün kabulünü tüm katılımcılardan istirham ederim.
           
 
Ertuğrul MEHMED
emehmed@gmail.com
ermehmed@mynet.com


Tarih: 11:35, 30/11/2008 Kategori: Makale
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Boyabatlılar Adımlarını Sıklaştırıyor…

Bu yazı www.boyabatgazetesi.com dan iktibas edilmiştir.                    
                      Boyabatlılar Adımlarını Sıklaştırıyor… 
 
            Geçtiğimiz Ramazan ayında yani 28 Eylül 2008 Pazar günü Boyabat İmam-Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları İstanbul Fatih Laleli Camii’nin imarethanesinde iftar yemeğinde bir araya geldi.
            Davet aceleye getirildi ise de; yemek günü öncesinde 150 kişiye SMS yoluyla ulaşıldı. Toplantıdan haberdar edildiler.
            Tertip heyetinden öğrendiğimize göre, dokuz günlük uzun tatile Cuma günü çıkılmasaymış, davet edilenlerin tümü yemeğe gelecekmiş. Çoğu tatili şehir dışında geçirmek için hafta sonu düşmüş Anadolu yollarına. Ondan gelememişler…
            Genç arkadaşların organize ettiği bu iftar yemeği, sayıları yüze varan Boyabatlıları tekrar bir araya getirdi.
            Boyabatlılar yemek öncesinde camii avlusunda toplandı. Gelenlerin hemen hemen hepsi etrafına bakındı; tanıdık bir sima aradı. Çoğu tanıdıktı. Aynı okulun kimi alt-üst sınıftan, kimisi de sıra arkadaşları idi. Bazıları da öğretmenleri idi. Yabancılık çekmediler. Çabucak kaynaştılar. İkili ve gruplar halinde sohbete daldılar.
            Sohbete o kadar daldılar ki, iftar vaktinin girdiğini anlayamadılar. Beyazıt, Validesultan, Muratpaşa, Şehzadebaşı ve Laleli camii minarelerinden müezzinlerin okuduğu ezanların seslerini nesreyse duymadılar.
            Tarihi caminin arka kısmındaki imarethaneye akşam ezanları eşliğinde hep beraber girdiler. Yemek için masalara dağılarak oturdular.
            İstanbul’da hayat koşturmayla geçip gidiyor...
            Günlük hayatın ağır şartlar içerisinde sürdüğünü bilmeyeniniz yoktur.
            Bilmeyenler için söylüyorum; uzun yola aldırmayıp, ta Boyabat’tan, Ankara’dan Bolu’dan gelerek yemeğe iştirak edenler oldu.
            Bu ne sevgi, bu ne hasret, bu ne özlem… Gıpta etmemek mümkün değil.  
            Sohbet ettiğim arkadaşlarımdan anladığım kadarıyla, Boyabatlıların birbirlerini görme sevinci, günlerin getirdiği üzerlerindeki yorgunluğu bir anda kaldırmış, kuş gibi hafifletmişti.
            Gecenin geç vaktine kadar hasret gidermeye çalıştılar ise de birbirlerine doyamadan Kasım ayında yeni bir organizasyonda tekrar bir araya gelmek üzere dağıldılar.
            Kıymetli hocamız Ahmet Koyun’un ayrılmazdan evvel helallik istemesi, geleceğe yönelik güzel işler için temel atma vaktinin geldiğini müjdelemesi ve umut dolu sözleri bizleri fazlasıyla duygulandırdı.  
            Yemekte kimler yoktu ki: Sarıyer Kaymakamı Mehmet Ersoy, Bağcılar Belediye Başkan Yardımcısı Dursun Balcıoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İETT Basın Yayın ve Reklam Müdürü Osman Çakır,Türk Sağlık-Sen İl Başkanı Mahmut Akman, Ankara Çözüm Dershanesi'nden Nazım Maviş ve Osman Öztürk, Boyabat İmam Hatip Lisesi eski öğretmenlerinden Şakir Başkavak ve burada isimlerini yazamadığım pek çok kişi.
            Kasım ayı geldi, geçiyor derken, davet haberi geldi.
            Telefonun öbür ucunda genç iş adamı, biricik kardeşim Beşir Elmacı vardı. Telefonda: “Ağabey, Bağcılar Belediyesinin Kültür Merkezinde 30 Kasım Pazar günü akşam saat 17,30 da buluşuyoruz. Yemeğe mutlaka gelmelisin ve bizimle birlikte olmalısın. ” dedi. Sakın gelmezlik etme! der gibi üstüne basa basa daveti tekrarladı. Mütevazılık gösterip: Ya nasip!.. diyemedim. “Peki! Peki! Geleceğim.” Diyerek, katılacağımı bildirdim.
            Buradan siz değerli okuyucularıma duyuruyorum:
            İstanbul’daki Boyabatlılar adımlarını sıklaştırıyor. 
            Adım adım sizlere doğru yaklaşıyorlar.  
            Sizin bu adımlara mukabeleniz ne olacak!?

Ertuğrul MEHMED
emehmed@gmail.com
ermehmed@mynet.com

Tarih: 10:50, 18/11/2008 Kategori: Makale
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Ben Öyle Biliyorum…

Bu yazı www.boyabatgazetesi.com dan iktibas edilmiştir. 

   
            Milliyetçi Hareket Partisi'nin Boyabat Belediye Başkan adayı kıymetli ağabeyim Bilal Şimşirgil.
            Şimşirgil, ilahiyat kökenli bir sanayici. Her ne kadar Çorak'lı olsa da, Boyabat'ın yerlilerinden. Yerli dediysek Kızılderili'de demedik; yanlış anlaşılmasın.
            Halis muhlis Boyabatlı.
            Memleketin havasını koklamış, suyunu içmiş. Derdiyle dertlenmiş, sevinciyle coşmuş birisi. Yani, bolca büyüklerin ve küçüklerin duasını almış bu toprağın yetiştirdiği hayırlı evlatlarından.
            Kısaca; tam bir Anadolu insanı.
            Eskiden Doğru Yol Partisi'nde siyaset yaptı. İlçe Başkanlığı görevinde bulundu. Aktif siyasetin içinde uzun yıllar yer aldı.
            Siyasete yabancı değil, sizin anlayacağınız. Siyasi tecrübesinin oldukça fazla olduğuna inanıyorum.
            Belediye başkanı seçilmesi halinde belediye personeli başta olmak üzere tüm Boyabatlılar'la samimi diyalog kurmakta zorlanmayacaktır.
            Doğru Yol Partisinde siyaset yaparken pek çok Boyabatlı hemşerilerimizin yardımına koştu. Muhtaçların taleplerini karşılamaya çalıştı. Hayırda yarışırken gecesini gündüzüne kattı.
            Özü ne ise sözü de o olan bir karaktere sahip.
            Kendisini tanımayan bazı şahısların, kulaktan duyma bilgilerle hakkında önyargılı sözler sarf ettiklerine dair dedikodular dolaşıyor ortalıkta.
            Buna neden olan husus sanırım, kendilerinin bile inanmadığı yapmacık hareketlerde bulunmaması. İçinden geldiği gibi (doğal) davranması.
            Konuşmalarındaki açık sözlülük farklı yorumlanmasına zemin hazırlıyor. Buna kendisinin çok dikkat etmesi lazım.
            Büyüklerimiz: " Söz ağızdan çıkıncaya kadar insanın esiridir; ağızdan çıkan sözün ise insan esiri olur."diyor.
            Mekanında bir bardak çayını içmemiş kişiler, Şimşirgil'e haksızlık yaptıklarının büyük bir ihtimalle farkında değiller. Günahını alıyorlar.
            Bir kanaati, bir gerçeği saptamak ve bunu açık bir şekilde dile getirmek nedense insanlarımızın nefsine hoş gelmiyor.
            Doğru sözlerin açık bir şekilde sarf edilmiş olması; neden söylendiğini sorgulamadan, konuşulanları anlamadan, dürüst bir insanı nahoş kişiler kategorisine dahil etmek ne kadar doğru bir yaklaşım!?
            Bu, suizana girmez mi!?
            Eğitimli insan, eleştiri dozu yüksek yorumları anlayışla karşılar ve hoşgörür.
            Ama ölçüsüz, insafsız, aynı zamanda yargısız yapılan infaza da insan, peygamber Eyüp (A.S.) sabrı gösteremeye bilir!
            Sadece bir siyasiye değil, hiçbir siyasiye hatta tüm insanlara Müslümanlığa sığmayan ağır laflar söylenmemeli; söylemek isteyenlere de engel olunmalıdır. Bu bir insanlık görevidir.
            Bir insanı çok seven olabileceği gibi, hiç sevmeyen de olabilir. Tabii karşılamak gerekiyor. Siyasetçiye de düşen görev budur.
            Eleştirilerin nedenini sorgulamak ve anlamaya çalışmak insanı kazanmak için aslında bir fırsattır. Sevmek ve yermek yaratılmışlara mahsus bir özellik. Ben öyle biliyorum.
            Boyabat'taki seçim sürecinin, siyasi partilere yakışır bir olgunluk ve sükûnet içinde sürdürülmesi ve sonuçlandırılması herkesten önce Bilal Şimşirgil'in görevi olmalı. Bu açıdan önümüzdeki seçim süreci, Boyabat'ta sevgi ve saygıya dayalı, demokratik bir yarışma, siyasal bir rekabet ve heyecan içinde gerçekleştirilerek Türkiye Sevdalıları için gerçek bir buluşma ve kucaklaşma vesilesi olmalı.
            Belediye seçimlerinde çıkarılacak bir kavga, aslında toplum olarak medeni siyasi rekabetten ne kadar uzak olduğumuzu göstermekten öteye gitmeyecektir.
            Siyasi parti yandaşlarının meydana getireceği bir kavganın acı faturasını Başkan adayları da dahil olmak üzere tüm halkımız, dolayısıyla tüm Boyabatlılar ödeyecektir.


Ertuğrul MEHMED
emehmed@gmail.com


Tarih: 08:17, 15/11/2008 Kategori: Makale
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Şehitlik Anıtı ve Dua

Bu yazı www.boyabatgazetesi.com dan iktibas edilmiştir.            

          

           Araştırmacılar, geçtiğimiz yıl tüm yurtta il özel idareleri ve belediyelerin şehitlik anıtı yapımına başladığını bilirler. Bunda son yıllarda terörle mücadelede verdiğimiz şehitlerimizin önemli rolü var.

            Boyabat belediyesi de geçen yıl Nisan ayında şehitlik yapımına başlayanlardan. Bugün (7 Kasım 2008 Cuma) törenle açılışını yapmış. Başkan, törende yaptığı konuşmada şehitlik anıtının 400 milyara mal olduğunu söylemiş. Törende kasaba halkının çoğu hazır bulunmuş.    Açılışa davetli olanlardan birisi de bendim. Belediye başkanımız Mehmet ERMİŞ beyin nazik davetine burada teşekkür ediyorum. Katılmak en büyük arzumdu. Daha önceden planlanmış işlerim dolayısıyla, ne yazık ki davete icabet edemedim. Manevi ağırlığı çok yüksek olan bu projenin tamamlanması nedeniyle yapılan toplu açılış töreninde bulunamamak beni ziyadesiyle müteessir kıldığını söylememe gerek yok sanırım.

            Milliyetçi ve muhafazakâr düşünceye sahip, vatan ve bayrak sevdalısı ilçe halkımız için isabetli bir düşünceydi. Bu projesiyle Ermiş'in, ilçemize güzel bir eser kazandırdığına inanıyorum. Başta kendisi olmak üzere, emeği geçen herkes tebrik edilmeli. Ancak, yeri konusunda farklı düşünceye sahip olduğumuzu yazılarımı takip eden okuyucularım ve sohbetlerde bizimle beraber olan arkadaşlarım bilirler. Bizim düşüncemiz yüksek bir yere yapılmasından yanaydı.

            Şehitlik anıtının yapımında acele edildiğinden, yer tespitinde fazla araştırma yapılmamış olabilir. Ufaktan etraf kolaçan edilmiş olsaydı, şehitlik için yükseklerde uygun bir yer gayet kolay bulunabilirdi.

            Cezaevinin önünde, stadın hemen altında, iki yol ortasında, şehir mezarlığı ve spor sahası yolu üzerinde bulunması ne kadar uygun düştü hemşerilerimizin takdirlerine bırakıyorum.

            Ramazan bayramını tebrik etmek için yardımcısıyla birlikte esnaf ziyaretinde bulunduğu sırada faaliyetleriyle ilgili tanıtım broşürü dağıtan belediye başkanının yeni dönemde yapmayı düşündüğü projeleri arasında askeri birliğin ve cezaevinin şehir dışına çıkarılması da yer almakta. Adı geçen resmi kurumların yeni yerlerin tespiti hakkında ve taşınması halinde yerlerine ne yapmayı düşünüyorlar? Bunlar belli değil. Yoksa, hele o gün bir gelsin mi diyorlar.   

            Sonra, önümüzdeki aylarda Boyabat stadı birçok futbol takımına ev sahipliği yapacak. Çevre il ve ilçelerden kasabaya gelen misafirlerin sayısında artış olacağı bekleniyor. Buna paralel olarak araç sayısında da artış olacaktır. Stada gelenler araçlarını nereye park edecekler; bu da belli değil.

            Eksiklikler ve noksan bırakılan işler kasabanın var olan sorunlarını daha da ağırlaştırmıyor mu?

            Belediye yetkilileri, sahaya gelenlerin araçlarını park etmesi için nereyi düşünüyorlar? Bir planları, projeleri var mı?

            Şu an, şehrin birkaç yerde otoparkı olmadığından araçlar cadde ve sokak aralarına gelişi güzel park ediliyor. Trafik problemi ve çevrede çirkin görüntülerin oluşmasına neden oluyor. Bu düzensizlik ve bir şehir planının olmayışı, bugün açılışı yapılmış olan şehitlik anıtının bulunduğu yeri önümüzdeki birkaç yılda yeniden değerlendirmeye alınmasını zorunlu olarak gündeme getirecektir.  

            Halkımız tarafından hep şu söylenir: Bir eseri yapmak kolay, önemli olan onu muhafaza edebilmektir. Şehitliğin korunması, bakım ve onarımı ile temizliği hakkında ne düşünülüyor? Bu işlerle ilgilenecek bir personelin görevlendirilmesi söz konusu olacak mı?

            Son olarak, Sayın Ermiş, saygıdeğer kaymakamımız Ali Partal beyefendinin olurları, ilçe müftümüz Sayın Orhan Örnek beyin destekleri ve merkezdeki imam-hatip ve müezzinlerin katılımlarıyla şehitlikte ayrılan bir bölümde her günün belirlenmiş saatlerinde Kur'an okutulmasını sağlayamaz mı?

            Onlara ulaştırabileceğimiz bir tek duamız var. Hepsinin mekanı cennet olsun!


Ertuğrul MEHMED
emehmed@gmail.com

Tarih: 04:02, 8/11/2008 Kategori: Makale
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Boyabat İmam-Hatip Lisesi Mezunları İftar Yemeğinde Buluştu

 

 

Boyabat İmam Hatip Lisesi mezunları ve mensupları  eski ve yeni öğretmenleriyle iftar yemeğinde bir araya geldi.

Yemeğe Ahmet Koyun, Şakir Başkavak, Mahmut Akman, Osman Çakır, Nazım Maviş, Osman Öztürk, Beşir Elmacı, Mustafa Özgün, Ömer Savaş ve pek çok kişi katıldı.

Neşe, muhabbet ve hasret gidermenin sevinciyle geçen akşam yemeğinde katılımcıların mutluluğu gözlerinden okunuyordu.


Tarih: 10:34, 30/9/2008 Kategori: Haber
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Hadi Boyabatlım

Bu yazı www.boyabatgazetesi.com sitesinden alınmıştır.

 

Geçen hafta genç bir iş adamı arkadaşım cep telefonumdan aradı; görüşmek isteğini söyledi. Hay hay dedim. Görüşeceğimiz günü, yeri ve saati kararlaştırdık.

Daha önce belirlediğimiz yerde buluştuk. Koyu bir sohbete daldık. O konuştu ben dinledim. Sohbet bayağı uzun sürdü.

Sohbette anlatılanlar arasında katıldığım hususlar olduğu gibi, itiraz etmemekle birlikte, "şöyle de yapılabilir" dediğim önerilerim oldu.

Genç iş adamı arkadaşımın heyecanlı, idealist ve haddinden fazla istekli olduğu her halinden anlaşılıyordu. Bir şeyler yapma arzusuyla dolu, güçlü bir enerjiye sahip olduğu gözden kaçmıyordu. 

Sohbet sırasında "biz" kelimesine fazla vurgu yaptığının farkına varmadı belkide. Kurduğu cümlelerdeki çoğul ifadeler, yalnız olmadığını ortaya koyuyordu.

Belli ki, kendisiyle hareket eden başkaları da vardı. Söylediği hususları yerine getirirken kolektif hareket edeceklerine ilişkin izler veriyordu.

Sohbet sırasında Boyabat İmam-Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneğinin İstanbul'da bir şubesini açma isteği de gündeme geldi.  Bunda, sanırım Temmuz ayında Boyabat Belediye Başkanlığının katkılarıyla Okul Aile Birliği Derneğinin Boyabat İmam-Hatip Lisesi mezunları için tertip ettiği Kalebağındaki pilav günü etkili oldu.

İstanbul'da da bir araya gelinebileceğini, bunun için de Ramazan ayının iyi bir fırsat olduğu söylemeye çalıştı.

Anladım ki: Boyabat İmam Hatip Lisesi mezunlarının öğretmenleriyle birlikte 10 yılı aşan süredir çeşitli vesilelerle bir araya geldiğinden, eski günleri yâd ettiklerinden; iftar yemeğinin de bir ilk olmadığından, artık gelenekselleştiğinden haberi yoktu.

İftar yemeklerinde, vapur gezilerinde kimler biraya gelmedi ki: Ahmet Koyun'dan Beyhan Yılmaz'a. Mahmut Akman' dan Osman Çakır'a, İlhan Serçe'den Osman Gülşen'e.

İftar yemekli toplantıların daha sonra Feshane' de, geçtiğimiz yılda Laleli Camii imarethanesinde devam ettiğini birçok kişi biliyor. 

Bu yıl, yine Boyabat İmam Hatip Lisesi mezunları 28 Eylül 2008 Pazar günü akşam iftar yemeğinde İstanbul-Laleli Camii'nin imarethanesinde buluşacaklar.

Yemeğe katılacak Boyabatlıların isimleri sır gibi saklanıyor.

Tertip heyeti, telefonlarını tespit ettikleri kişilerin her birisine SMS yoluyla ayrı ayrı ulaştıklarını; ulaşamadıkları kişilere de temas kurdukları arkadaşları vasıtasıyla ulaşmaya çalıştıklarını söylediler. Tahminlere göre 300’ e varan Boyabatlı’ nın katılması bekleniyormuş.

Bu yıl yemeğe katılanlara isim, telefon, adres, hangi işle meşgul olduklarına dair bilgilerin yer aldığı kayıt formu doldurtulacakmış. Bilgi arşivi oluşturulduktan sonra, daha sonraki yıllarda yapılacak etkinliklerde bilgilerin kendilerine doğrudan ulaştırılması amaçlanıyormuş. Bu uygulamayla, iletişimde yaşanan sıkıntıların da ortadan kalkacağı umuluyormuş.      

Bundan sonra yapılacak etkinliğin bir grupla sınırlı tutulmaması gerektiğini, etkinlikler için tertip heyeti kurulmasını, bu heyetin bir isim çatısı altında faaliyet göstermesini, hazırlanan tüzükle herkesimin kucaklanmasını, yardımlaşma ve dayanışma adını taşıyan derneklerin yeterli olduğunu, daha fazla sayısının artırılmasının bir fayda sağlamayacağı düşüncesinde olduğumuzu, kamu kurumlarından ve kamuoyu tarafından destek bulan, Avrupa Birliği ülkelerinin desteklediği fonlardan yardım alabilecek sosyal projeler üreten, enerjisini bu yolda harcayan, Boyabat ve Boyabatlılara katkı sağlayacak faaliyetler icra edebilecek bir toplum birliğinin kurulmasını arzuladığımı burada ifade ediyor olmamız, sanırım hayalci bir yaklaşım olmayacaktır.

Bu iftar yemeğinin hemşerilerimizin silkinmesi için bir fırsat olduğu düşüncesindeyiz.

Hadi Boyabatlılar gösteriniz kendinizi.  

Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle selam ve saygılarımı hürmetle sunar, esenlikler dilerim.

Ertuğrul MEHMED

emehmed@gmail.com

ermehmed@mynet.com


Tarih: 10:28, 30/9/2008 Kategori: Makale
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Ramazan Bayramı Boyabat'ta da Huşu İçerisinde Eda Edildi.

Türkiyemizin her bölgesinde olduğu gibi Boyabat şehrimizde de Ramazan Bayramı camilere akın eden müslümanlar tarafından huşu içerisinde eda edildi.

Şehirdeki tüm camiler müslümanların akınına uğradı. Çarşı içerisindeki merkez camilerin hınca hınc dolması gözlerden kaçmadı.

Camiden çıkanların bayram sevinci gözlerinden okunuyordu.

Boyabat


Tarih: 08:31, 30/9/2008 Kategori: Haber
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Ücretsiz Blog